Bir Zamanlar Ben de Çocuktum

10731578_525854180886635_1472991887_n

Ah o günlerim bir daha geri gelmeyecek. Bana göre birçok  çoçuğun yaşayamadığı bir çoçukluk yaşadım. Şimdiki 10731578_525854180886635_1472991887_nçoçuklara lüks gelebilecek
bir yaşam özgür ve doğa ile iç içe bir yaşam, her şey doğal ve naturel.

Apartman çoçukları ve ne yazık ki benimde çoçuklarımın yaşadığı bir yaşam. Yazın balkonda veya çoçuk parkında kısıtlı bir alanda oynanan oyunlardan ne hayır gelir ki, nasıl tadı çıkar o oyunların, ne öğrenebilir,
neyi keşfedebilir ki? Ağaçlara salıncak kurup daldan dala sallanamadıktan, arkadaşları ile saklambaç, kör ebe oynayamadıktan sonra, çamurdan
bebekler, tencereler, tabaklar yapıp evcilik oynayamadıktan sonra, kısıtlı bir alanda oynanan suni oyunlar ne öğretebilir çoçuğa?

Ben çoçukken Anne ve Babamın verdiği sorumluluk yüklü işleri yaparken onlardan zevk almasını da bilirdik. Şimdiki gibi her şey sanal değildi. Annem Babam
ben ve beş kardeşimle sekiz kişilik bir aile idik, annem ev hanımı babam Devlet memuru, evin en büyük çoçuğu ben ve iki yaş ara ile altı kardeştik ilkokula başladığım için kışı şehirde yazı köyde geçiriyorduk, kış geldiğinde ise taşınma olayı yoktu, okullar açılınca köydeki evimizi serili dizili bırakıp şehirdeki evimize yerleşiyorduk. Şehirdeki evimiz müstakil olduğu için kışında çoçukluğumuzu gayet güzel yaşıyorduk. Aman çoçuklar gürültü etmeyin, hoplamayın zıplamayın derdi yoktu. Teyzemler akşam oturmasına gelirlerdi teyzemin çoçukları ile aynı yaşlarda idik.Biz çoçuklar
diğer odada isim,şehir ve kağıt üzerinde oynanan Tren oyunları Hırsız Polis oyunları oynardık.Tadına doyamazdık bu oyunların,evimizin ısıtılması
soba yakarak sağlardık,oyun oynadığımız odada soba yanmadığı halde oyunlardan aldığımız hazdan üşüdümüzü anlamazdık büyüklerimiz bulunduğumuz odanın
odanın soğuk olması nedeni ile o oda soğuk üşüyüp hasta olursunuz soba yanan odaya bizleri çağırdıkları halde onları dinlemeyerek soğuk odada oynamaya
devam ederdik.

11085163_783405378404465_1041389009_nAnnemin yazın köyde yaptığı dut kurusu, kuru kayısı, pestiller, cevizli sucuklar, babamın yazın yetiştirdiği kış kavunlarını, elma hevenklerini zevkle yerdik. Evimizin altı bodrumdu yazın yapılan erzaklar kışın bodrumda bin bir özenle saklanır kışın bol bol yenirdi.

İlkbahar gelince soluğu köyde alırdık. Köydeki evimiz koca bir bahçenin içinde üç büyük oda ve mutfak, dan  ibaretti, banyo sonradan ilave edilmişti bina ya, bahçemizde her çeşit meyve ağacı mevcuttu, vişne, kiraz, erik, elma, kayısı, armut ve şeftali yetiştirmişti canım babacığım. Babam çok çalışkan, karayağız, pos bıyıklı, çok gür kaşları olan bir adamdı benim babam, gözünü budaktan sakınmayan, haksızlığa dayanamayan, başkalarının uğradığı haksızlığa dahi göz yummayan, bir kişiliğe sahipti, eş, dost, komşular sever sayar ve çekinirlerdi babamdan.

Ayrıca çok da nüktedandı babacığım, Devlet Memuru idi bir hastanede teknisyendi. Mesai bitiminde  hemen köye gelirdi tarlada, bahçede, eker, biçer, budar daima çalışırdı yorulmak nedir bilmezdi.

Bizim ahırda bir kaç baş büyükbaş hayvanımız vardı, babam  onlarla severek ilgilenir, onları sever,yemler ve tımar ederdi. Onları sabah otlağa gönderirken bizlere güvenemezdi,  kendi eliyle otlağa salardı onları, sonrada köyün minübüsü  ile şehirdeki işine giderdi.

İlkbaharda henüz okullar kapanmadığı için bende babamla okula gitmek için minübüse binerdim. Bizim hayvanlarımız bakımlı ve semiz olduğu için komşularımız minübüste babama ya mustafendi sen ne yediriyorsun bu hayvanlara fındık fıstıklamı besliyorsun, diye şaka ile karışık takılırlardı. Her işi hakkıyla yapardı canım babam.

Yazıda (tarlalara) bostan ekerdi kavun, karpuz, salatalık, domaates vs yetiştirirdi.

Kardeşim Tülin ile banada bostan tarlasını beklemek kalırdı. Kargalar karpuzları deldiği için sabah erkenden gitmek zorunda idik bostana.Babam tarlaya korkuluk dikmişti, kargaları uzak tutmak için ama pek fazla etkisi olmuyordu kargalara.

Annem sabah altıda azık bohçamızı hazırlar elimize verirdi, çaydanlığımızı, şekerimizi, bardağımızı  bizim tarlada bildiğimiz bir yere saklıyorduk. Onları, orada devamlı kalırdı. Kardeşim Tülinle sabah tarlaya vardığımızda ilk işimiz gecenin soğuğunu yemiş kavun ve karpuzlardan bir kaç tane toplayarak, tarlanın yanındaki derenin içinde bulunan taşların arasına sıkıştırıp, öğlen sıcağında, buz gibi suyun içinden çıkarıp yemek ne zevkli olurdu.Kavun ve karpuzlar suyun içerisine soğumaya bırakıldıktan sonra üç taştan oluşan ocağımızı çalı çırpı ile yakıp, mavi çinko demlikte çayımızı demleyip, azık bohça mızı açıp, Annemin yaptığı tandır ekmeği, çökelek, tereyağı ve folluktan yeni alınmış kaynatılmış yumurtalarla kahvaltımızı yapar kız kardeşim Tülin le derede doyana kadar yıkanırdık. Yorulana kadar o kadar eğlenirdik ki vaktin nasıl geçtiğini anlamazdık. Birde bakardık ki öğlen ezanı okunuyor. Üstelik suda buz gibi akardı garip ama üşüyüp hasta olmazdık. Dereden çıktıktan sonra karnımızı doyurup börtü böcek, ot,  çiçek toplamaya çıkardık.Avuçlar dolusu uğur böceği toplardık. Bizim oralarda Uğur böceğine allı pullu denirdi. Topladığımız allı pulluları sanki ne yapacaksak. onları  tek tek avucumuzun içine alıp, avucumuzda yürütür, işaret parmağımızın ucuna gelince pır diye uçmasını zevkle izlerdik. Topladığımız çiçeklerden taçlar, otlardan kendi çapımızda sepetler yapıp, böcekleri özgür bıraktıktan sonra derede soğuyan kavun ve karpuzları mideye indirip, İğde ağaçlarının salıncak gibi olmuş dallarında sallanıp dinlendikten sonra, yan komşu tarlada akrabamız olan bizim gibi bostan bekleyen, bizimle aynı yaşlarda olan nusrettin, kardeşim ve ben elimize uzun bir sopa alıp, Kertenkekele avına çıkardık. Kertenkele öldürmekten zevk alırdık, sen kaç tane öldürdün ben kaç tane diye de sayardık. Halbuki bize bir zararlarıda yoktu zavallıcıkların. Şimdi düşünüyorumda herhalde o zaman acıma duygumuz gelişmemiş yoksa niye boşuna öldürelimki  hayvancıkları neyse rabbim inşallah affeder bizi.

Babam haftada bir kere bostan tarlasını sulardı, üç dört saat sürerdi tarlanın sulanması, ertesi gün tarlaya 11084701_373747612812088_1518350442_ngittiğimizde bostan tarlası ıslak ve çamurlu olurdu.Kardeşimle kahvaltımızı yaptıktan sonra saatlerce tarlanın kenarından aldığımız kaymak gibi çamurlarla minik minik çamurdan bebekler, tencereler, tavalar, tabaklar,bardaklar yapar, güneşte kurutup, kendi yaptığımız oyuncaklarla evcilik oynardık. Hemen kırılıp bozulurdu çamurdan  oyuncaklarımız tekrar yenisini yapardık. Şimdiki gibi kimyasal oyun hamurlarımız,  çamurlarımız yoktu belki ama biz çok mutluyduk.

Tarlamız köyün bayağı uzağında idi şehirden köye giden yol tarlamızın yanından geçiyordu, ikindi vakti babam iş
çıkışı köyün minübüsünden inip tarlaya gelirdi. Bize lavaş arası döner kebap getirirdi. Tabi her zaman değil, bazende fırından yeni çıkmış sıcak somun  ekmek, tulum peyniri ve siyah üzüm getirirdi canım babacığım, ne güzel yenirdi bu üçlü, kavuna karpuza kim bakardı ki Babamla hergün  beraber olduğumuz halde, babam  minübüsten inince, sanki uzun zamandır görmüyormuşuz gibi karşılardık babamı. Bize gereken ilgi ve sevgiyi vermiştir canım babacığım, sadece bir şey dışında oda oyuncak.Babamdan oyuncak istediğimiz zaman fabrikaya verdim yapılıyor derdi.

Şimdi düşünüyorum da, çocukken oynadığımız oyunların tadını ve zevkini  hiç bir oyuncak veremezdi.

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir